13 Aralık 2014 Cumartesi

Sen mi ?

Dallarımdan kaç yaprak düştü bu yıl ? Köküm peki hala sağlam mı? Böceklendim belki de farkında olmadan. Kimse ilaçlamadı beni. Kireç bile vurmadılar gövdeme.. Görünürde yine çiçek açtım, koktum güzelce.. Köklerim peki ?

21 Kasım 2014 Cuma

Yeni Ay (!)

"Sus" işareti yapıyor parmaklarım dudaklarımda, durduk yere, bazen..
Belki laneti geçirir susmak..
Kimin ne zaman öleceğini ben bilemem, sormayın.. Hala hiçbir canlının katili olmadım..
Bu yağmurlar temizleyecek ruhumuzu, sakin olun.
Geçtiğinde her şey, herkes yine bakabilecek yüzlere, gözlere... Dokunabilecek..
Bitecek ağrılar, sancılar, uykusuzluklar,paranoyalar..
Sakin ol.
Kara çöp poşetlerine sığdırdım anılarımı, kat kat. Hava alsınlar diye açık bıraktım ağızlarını..
Yeni tasma aldım köpeğime, mavi.. Kalsın yanımda hep..
Bir gün; bencilliğimizden kurtulduğumuzda, güzelleşecek dünya.

9 Kasım 2014 Pazar

Kasım Dolunay'ı

Sen, sadece beni güzel bir zamanda öp.
Üşüyelim sonra şehirde..
Sen, sadece beni, güzel bir zamanda öp.
Uyuyalım sonra şehrin herhangi bir yerinde..
Sen,sadece beni..

"Çorapla uyumak istemiyorum" dedi kadın. Yattığı yer dar geldiyse demek, gitti adam...
"Boşver" dedi sonra tekrar kadın; hazırladığı sandviçlere, elmalara, battaniyelere.. Hepsinden bir fazla almıştı oysa ki..
Sanane adamın acılarından, uykusuzluğundan, kötü rüyalarından.

Bak arkasından.
Bir yudum daha iç, sigarandan.
Günü selamla..
Sonra yine çak çakmağı..
Makyajın silinmedi daha, korkma.
Yenilmiş tırnakların koksun, bırak.
Korkma.. Gözlerinden.
Durup düşünmeyeli ne kadar oldu.


17 Ekim 2014 Cuma

sokaklar uyudu artık öpüşebiliriz

-20   bir katil önce sevdiklerini öldürür. Her masum dokunuşunda tetiğine..., bunu bilmek bir saadettir. Bak.., meğer ben de bir an için sevmişim kendimi.

-21   bu pencereleri daha önce de kırmıştım. Teras katlarında, arka bahçelerde, bar tuvaletlerinde, seviştiğim sırtlarda, uydurduğum masallarda, derbi ile yapıştırılmış yırtık ayakkabılarımda, kilitli iğnelerde... ama kim inanır kuş dili konuşan bir falcıya,, yaşıyor gibi yapan büyücülere. En zavallı halimle yığılıyorum. Bunun hangi kötülüğün dirilişi olduğunu bulmaya çalışıyorum. Oğlum saçlarımdan anlıyor kim olduğumu..., sol omzumun eğikliğinden. Önce omzumu öpüyor.. Yatağın arkasına kusuyorum; alışılmamış karanlığa. 
Herkesten önce beni sevsin istiyorum. Oğlum............,

-24   dans pistini yaktığımı söylüyorlar.....

-25   bir soru vardı ve o hiç sorulmamalıydı. Kahretsin, sordum..., şimdi onu iştahla yiyorum.. Yeniden kendimi tükürüp yalamam mümkün mü..., Çarşamba bu kadar ıssız mıydı. Cüzdanımdaki fotoğrafımı ve kayıp inancımın akıp giden beyazlığını seyrediyorum. Aşksızlık diyorlar, kemirip duruyormuş içimizdeki gardırobu.., artık aldanamıyorum.. Ahhhh diyorlar.............

-27   bacaklarım ağrıyor, tırnaklarım, saç diplerim. Yalvarırım artık yapmayın. Hiçbir yeri yakmadım. Sessizliiiiiiiiik... susmak gerekti her zaman. Gözyaşının ardından susmak, uçurum sarkmanın ardından susmak, düşmenin ardından susmak... Yatağın metalleri ve perdenin kımıldamayışıyla sarsılıyorum. Hayatta kaldığımı düşündüğüm karanlık, portakal rengi bar tuvaletleri geliyor aklıma. Sürünerek, sakat ya da terkedilmiş bir düşe tutunarak dışarı çıkmaya çalışıyorum. Yalancı düşlerim, yalancı annem, yalancı portakal rengi satıcı...; tuvalet kağıdının kenarları bacaklarımı kesiyor, kan akıyor, midem bulanıyor............. hayıııııııır, ben yapmadım.

-29   yıkılmayacak kadar yalnızım. Aşkın karşısında ölüp ölüp dirilen acılar için söz veriyorum, sana henüz ölmedim, yaşıyorum numarasını yapabilen herkes için söz veriyorum baba.....; boşuna tinerlemedim sokakları, boşuna durup durup kusmadım, boşu boşuna küfretmedim orospu olan hayata..., boşuna ezberlemedim bu kurum tutmuş tarihi.. sen hiiiiiiç duymuyorsun diye baba, okaliptüslerin altında ne çok çiğ birikti diye... sil ellerim, sil seni...

-35   o uyurken ben aynalarda kavuşmayan sözcüklerimizi biriktirdim. Çıplakken, banyo havlusuna sarılmamışken. Sözcüklerimizi ve öpüşmelerimizi biriktirdim. Soluksuz kalana dek koştum. 3 çıkmaz sokağa girdim. 3 ünde de ona rastlayıp utandığım 9 otuz matinesindeki filme girdim. Yalnızlıkla ve terimle gizliden sevişip kimseye belli etmedim. Dans pistini yakmadım tamam mı...; ben o sokaklardaki çöp bidonlarını bile devirmedim. Hatta kara kediyi görünce saçımı çektim. Gırtlağımdan ciğerlerime dolan iğrenç kurt kokusuna bile katlandım. Neler söylüyorlar, o ben değilim..., kimsenin portakalını yemedim. Ahh her şeyden kaçabildim ama................... kaçamadım. Oysa,..

-44   bu koltuk, bu çiçekler, bu pijama, bu çikolata kutusu, bu SU..... Hep veda,ya koşan ayak sesleri. Top sesleri, ip sesleri, babamın sesi, duvarlar.......... bu sessizlik...; yaşamak isteyen bir yanım var biliyorum ama takılıp kalıyorum. Taaaaaa içimde başka bir hayat debeleniyor,,, o da arıyor kendi kalbinin tanrısını... Bu sessizlik.........; ayağa kalkıp düşüyor. Taaaaa içimde....; oysa zarifçe vedalaşacaktım her parçamla.

-45   kazanmak zaten yakışmazdı bana. Kazananların,, onların yakalarında LAV STORİ,ler ölürken bile dişlerini fırçalayan, koltuk altlarını deodorantlayan aşklar var. Her ayağa kalkıp düştüğümde nefer ayarı yaptım. Yaptım,, yaptım........, onlara baktım baktım.......... gözlerimi kapatıp yağmurun yağmayışından SUÇU çıkarttım.

-49   korku biriktirdim. Avucuma sığacak büyüklükteki her şeyi küçük defterlere biriktirdim Odama dökülen rüzgar yanığı yaprakları, radyodan çekilmiş acıklı şarkıları, ALIŞAMADIM diye biten şiirleri, KEŞKE diye başlayan mektupları.......... Biriktirdikçe azaldım. Bana yanlış tren istasyonları gösterdiler. Baksana, ordamısın, dinliyor musun beni.....? Kapını deliğinden babamın beni koruduğu sokağa bakıyorum....; hatırladıklarımın masumiyetiyle ölüyorum. 

-60   sar bedenimi; kitabımdaki son paragrafta uyuyayım. O senin en sevdiğin kitap olsun. Bırak o korkunç şiirler okusun alnımızı. Bu kadar kırılmışken ve hala kırılabilecekken bırak sayfalar onarsın bizi. Hala ilk günkü kadar yakınım sıcak mürekkebe. Aşk senin kadehinde bakışımı delip geçerken anladım........... camdan bulutların altında yattığımızı.., yağmur yağarsa ölebileceğimizi....

-61   artık öpüşebiliriz...........;

-64   Başını eğ yeşil çimenlerin şairi
              Başını eğme zamanı geldi
              Tuzaklarla dolu yeryüzü kampı ilerliyor
              Artık bir kalbin yok 
              Yağmuru hatırlayarak doldurduğun küçücük bir kabın bile yok 
              Onun gözleri senin üstünden bir bıçakla sıyrıldı
              Artık gururla taşıyacağın yarınların da yok 

-65   Kalbini taşla ezdin
              Yanlışlıkla bir hayvan öldüren tekerlek gibi
              Şimdi etrafına bakıyorsun
              Anladın yeryüzündeki yalnızlığını 
              Yırtılmış mektuplar rüzgara savrulduğunda
              Kedere de boyun eğersin aslında
              Şimdi de kendi vahşetine boyun eğ
              Aşkla besleyip bir palavra büyüttün sırtının üstünde 
              Birinin kaybettiği değildi bulduğun 
              Onu tanıyamaz oldun
              Herkesi haklı yaptın 
              Haksızlığın o kadar büyüktü

-66   Ruhumu saran sessizliğe seni nasıl bağışlatacağım
              Kalbi olmayan bu bedenin üstünde
              Tanınmaz olana dek devam edecek 
              Bu işkence


6 Ekim 2014 Pazartesi

.





Yüzü hiç değişmeyen kadın, kurdelası kafasında okuma yazma öğrenmiş. Büyümüş asmış fotoğrafını buzdolabına. Mutfağına üfürüyorum sigaramı, tavana doğru.. 
Bugün buralar Ankara. Perdeler açık, gölgelerde var oluyor portakal ağaçları, hala kokulu.. Parmak arası terlikli kent. Terliyorum uyurken, rüyalardan mı bilmem. 

30 Eylül 2014 Salı

Uyurken

Kalbimden atmaya çalıştığım zehir ele geçiriyor beni, bir de sen.. 
Vücudumu sarıyorum kat kat. Üşüyorum.. 
Çok konuşuyorum onu da biliyorum.. 
Sırtımın oyukları ağrıyor, sen geliyorsun sonra...
Ben tekrar uyumaya çalışıyorum, olmuyor..
Biraz dumanla daha da açıp uykumu zehirlemeye devam ediyorum kendimi, sensiz. 
Perde aralıklarından mum gibi ışıklar giriyor eve.. 
İyi yanan bir çakmağım olsaydı keşke...
Kalkıp gelmezdim beşyüzotuzsekiz kilometre..

29 Eylül 2014 Pazartesi

Orospu Kırmızı

12_    Gönderdiğin mektupla karşılaştım. Sokaktan geçen kamyon oturduğum koltuğu devirdi. Zaten hep sensiz olduğumu anladım. Zaten hep sana yazıyor olduğumu. Büyük bir hızla kendi hapishanemi inşa ediyorum. Güvenilir ve pahalı çelik. Çok ağladım, çok erkek oldum ama çok da kadın. Kimseyle, kendimle bile yaşayamadım. Birkaç sözcük inliyor dilimin altında, gerçek ne bilmiyorum. Bir suçlu gerek bana..; hemen şimdi, benim gibi.

13_    Her şey dönüyor ve kendi etrafındaki tüm masumiyeti yok ediyor. Her şey dönüyor ve kendi etrafındaki tüm masumiyeti yok ediyor. Cehennemi sevmekten başka elimde insanca kalan ne var ki.. Herhangi bir sokakta ona rastladığımı unuttuğum için seviyorum cehennemi. Cehennemi ruhu hala üşüyenler için istiyorum. Kendi kötülüğümü istiyorum, son bir defa aramanı istiyorum.

14_    Ama yapamıyorum.

22_    Beni hangi dalga sesine borçlu çıkardığına bir bak. İleride, çenesini kaşıyarak suçlular gibi hızla yürüyen adama; bisikletinin altında oyuncak bisküvilerimi ezen çocukluk arkadaşıma ne kadar benzediğini anlatmak istiyorum. Arkamdaki arabada sevgilisinin ellerini öpen delikanlıya; "beni de böyle sevmişlerdi ama teypte başka bir şarkı çalıyordu" demeyi.. Bir zamanlar...

27_    Ben varoşların dansıydım, o prenslerin anarşisti. Ben çok zengin olmak istiyordum, o ise serseri. Ben onu sevenlerden nefret ediyordum, ama o herkese beni sevmelerini söylüyordu...

29_... Dur. Birileri yola elmas kolyelerimi düşürmüş. Bacaklarımı karanlık sulara sokuyorum çünkü,bir kadın ağlamış "yıldızsız kaldı gökyüzü" diye. Gidemez o.. Gidemez... Gidemem. Sadece sırtımı öp ve üşüyüp üşümediğimi sor. "Elbisen yırtılmış, rujun nerede.., beklediğim seni böyle görmeye tahammül edemem ki" de. Yola dönüp gözlerinden düşürdüğün anıları toplarım, bütün elmaslarımızı.İste benden onları hadi... Ben.., ben.., iyi bir insanım..
Midem bulanıyor. Gidemezsin. Çoraplarımı veririm sana, angora kaşkolümü.., "bak, bunları çok severim" cam bileziklerimi. Al onları benden, özlediğini anımsa. İzin ver yanına oturayım, hiç konuşmam.

38_    Sana yazarak kurtuluyorum. Bir de çubuk kraker yiyorum.

41_    Bıktım bu sözcüklerden. Evirdim, çevirdim, yazdım, durdum. Kollarına yüz bin kez sarıldım. Gazoz kapağı diyor ki; asfaltın üzerinde tekmeleyip durduğun tek bir gerçek kaldı. Tek gerçek, hiçbir şeye sahip değilim. İçimden beni sokağa çıkartan, seviştiren; içimde beni sonsuz kuşkuda bırakan bir yaratık duruyor. İnan bıktım bu sözcüklerden; karanlık, gece, çocukluğum, eski kocam, korku, yeni sevgilim, Afrika, çilek, tanrıçalar ve çalan telefon seslerinden bıktım. Bir de kırmızı rujdan. Kendi fotoğrafına gülümseyen, kendi içkisinde boğulan, kendi annesinin celladıyım. Buyum işte, başka türlü nefes alamam. Çocuk da doğuramam. Hadi nefes al..

85_    Demir kapı, demir olan sözcük. Köşesinde akasyaların buğulu kokular yaydığı; parasızlığı, aşkı, cinnetimi gördüğüm ev. Bir diğerini öldürmeden alınamayan zafer tadı. Ve bana anlatılan tüm tarihlerin kahramanlığına sığınamayacak kadar kimsesiz kalan çocukluğum. Az öğrenmeliydim, az soru sormalı, hiç yanıt beklememeliydim. Ama, bir sabah bunları yaptım. Kazanılmış nefretlerin övüncü sindi aynalara. Ve bir de utanç...

91_    İşaretsiz ve köpeksiz bir evde yazılamayacak kadar çok hikayesi olan kadınlarla oturdum. Aynı terasta reçel ekmek yedim. Ve hey Maykıl dinliyordum, köylü ve kör inançlıyım. Bana İngilizce öğretmedin.., pis.
Bir dilenci gibi yalvarıyorum yine de yanıt vermiyor sözcükler. Sözcükler bana kazık attı. Tek kelimeyle kazıklandım. Babamı yiyip portakalla seviştim. Başımı reçellere yaslayıp uyudum. Başkaları nasihat etti, korudular beni. En kör yerleriyle bir şey olacağıma inandılar. Sevmek için nedenim kalmamıştı. Nedensiz de sevileceğini güzel yüzlü salak bir gitaristi sabaha kadar izleyince anladım. Kendimi bir tek sözcüklere düzdürdüm. En çok televizyonda, sinemada, okulda, sokakta ve sende ağladım. İnanamıyordum, ihanetlerle yaşıyorduk; hem de sen benim kırmızı balığım, hem de ben. Başkalarının dillerindeki öfkeyi yalıyorduk. Sadece bu yüzden yazarken kendimi tanrıça sandım Tanrıyı iş üstünde yakaladım.. O da bana bu cezayı verdi; bir türlü;
....................................................................
.......................................................................... Fısıltı eksik kalıyor, aşk daima eksik kalıyor. Offf bunu bana niye yaptın, bunu bana niye yaptın. Dur bir nefes alayım.. ve senin sevdiğin kadın olayım.



28 Eylül 2014 Pazar

Eylül Sonu

Etimden kopardığım bütün tırnaklarım sana..
Ne zaman gidecek olsam(n) şehir ağlar...
Kimseye benzetemediğim insanlar yaratıyorum yalnızlıktan, evet.
Kimseye benzetemeyeceğin insanlarda var olmaya çabalıyorsun yalnızlıktan, evet..
Ama..
Kazandın! 
Gidiyorum. 

23 Eylül 2014 Salı

Sonbahar (!)

Titriyorum..
Bacaklarım,ellerim...
Bu mevsim bu kadar soğuk değildi evvelde...
Yara içinde bedenim..
Belli noktalarda, yerli yersiz yarılmış..
Bu mevsim bu kadar acılı değildi evvelde...
Camsız göremiyorum artık..
Gözlerim yorgun, kahve kahve..
Ellerim ama titriyor hala..
Bacaklarım sonra..
Isınmaya çalışsam da nafile..
Bu mevsim bu kadar.. evvelde.. neyse...



21 Eylül 2014 Pazar

27,5

Yetmiyorsa artık içkiler uyumana, başka çareler bulma vaktin gelmiştir.
Son sigaranı paylaşıyorsan hala tanımadığın insanlarla, kalmıştır kuytunda anaçlığın.
Ayacıklarını üşütse bile küfür etmiyorsan şehre,  sevilecek yerleri vardır hala.
Ve hala durup gözünün önüne getiriyorsan iki dakikalık sarılmaları, gülümsüyorsan, aşıksındır.
Yaş günüm kutlu olsun. 

18 Eylül 2014 Perşembe

Eylül



Yamalıyorum yine tenimi renkli boyalarla.. Mavi kuşlara karıştı ağaçlar, Aylar, yıldızlar.. Gökyüzüne göz kırpıyor ten renklerim.. Yağmur damlalarına çarpmadan yükselebilirlerse eğer, gökkuşağı oluşacak şehrin gizli bir sokağında..


1 Eylül 2014 Pazartesi

"Şarkı henüz bitmedi"

İki bira, iki dakika, iki şarkı, iki dünya, iki insan, iki nefes, iki sarılma, iki öpücük, iki yürüme, iki bakışma, iki durma, iki el, iki yüz(lü) ...
Parlak beyazlarım güzüme batıyor... Dört tel oldu.. Hepsi yeni ve minik... 
Uğurlu kıyafetlerim, kolyem ve ojem ile hazırım yeni yılıma.. 
Sade, kimsesiz, sakin (!)... 
Her Eylül saçımı okşar, öper, yıkar, sarılıp uyutur beni, yaşlandırır sonra... 

"...Gözlerin dolar avuçların terler
Bir yalan söyler avutursun avunursun
Yerle bir olmuş bu yıkık dökük şehre
Bir şarkı söyler susturursun...
... Sanki hiç olmamış gibi.. " 

27 Ağustos 2014 Çarşamba

Kül

Yağmur gözlerimi öptüğünde anladım uzun zamandır ağlamadığımı..
Çamur ayağıma dolandığında anladım pisliğimi...
Ve ellerimle kavuşunca yaprak anladım hissizliğimi...

Özgüven olayını çok tenle çözen adamlar gibi ruhum..
Şehirler geçip beynimi bulandırıyorum çok insanla... 
Biraz gülücük, biraz müzik, biraz bira...
Gerçekliğimi kaybedip paranoyalarımda yaşamaya başlayalı çok oldu..

" Sen hiç susmayı denedin mi ? "

Bitiyor yine günler. Ay' lar geçiveriyor tepemizden. Tam, yarım, çeyrek..
Üç kez derin nefes alınca sakinleşirmiş beden, yalan...


23 Ağustos 2014 Cumartesi

lubnatsİ

Sakinleştirecek ruhumu martı sesleri, dost muhabbetleri, köşe anıları, susuz rakıları.
Kuraklıktan getirdim anılarımı, denizinde saklarsın. İki şarkım var sana, bilirim dinlersin. 
Kaçtım yine sana İstanbul. 
Yarın uyandır beni, sevmeye geldim seni..

19 Ağustos 2014 Salı

Ninni' siz

Korktum, uyandım. Belki de hiç uyumamıştım, bilemiyorum. O çok sevdiğim rüyalarımı görmek istemiyorum bir süre. 
Durdum, dolandım. Sesler getirdim kulağıma, gözlerimin önüne betimlemeler.. Gök kaçırdı hayallerimi. Odama vurdu ışığı..
Kalktım, sigara yaktım kusmalarıma inat. Üşümeler sardı tenimi, sert ve samimi.. 
Uyandım. Belki de hiç uyumamıştım. 

17 Ağustos 2014 Pazar

Fin

Öyle dur ! Çekiyorum.. Çektim, tamam..
Sorarlarsa saçlarına üzülmüş dersiniz.. 
Küçükken ayak numaram büyüdüğünde sevinirdim, kocaman bi kadın olacağım diye.. 
Çakmağımı kaybettim. Kibritle yakılabilir mi geceler ?
Beynim, kalbim durdu bugün... Üç bardak beyaz sıvıya sıkıştırıyorum aklımı, buzsuz. 
Yazıp yanıma aldıklarım ne zaman kalbime batacak bilemiyorum. 
Gölgesini izliyorum yaşananların. Dev görünüp küçük olanlar, " Sakın Şaşırma ".

Yaş Üzüm Rakısı
















                                    http://www.duyhuynh.com

13 Ağustos 2014 Çarşamba

24

Yine nefes alamıyorum çok dumandan... Gözlerimi kapatmaya korkuyorum kaçmasın dileklerim.. Köpeğimi gönderdiğim yıldıza el salladım.. Yanaklarım üşürken düşüyor parlaklar gözümün içine.. Erken kalkmalara inat duruyorum Ay'a karşı... Şarkılar dördüncü tekrarında.. Bütün dilekler sana yine, duyulacak şekilde ... 

19 Temmuz 2014 Cumartesi

Temmuz Deliliği

Bir tanışıklığa sığdırmak seni.
Ses edilen bir cümle içine yerleştirmek gibi bir şey; çok zaman sonra.
Baş harflerinden veyahut beşinci harflerden çıkacak gibi adın, onlarca kurulan cümleler ardında...
Öyle sakin, öyle içten..

Sessizlikte olur, kabulümdür.
Koklamadan belki geçer zaman.
Görmek dediğin pek mühim değil zaten.
Tatlarda saklı kalır terin.
Hissizlik acıdır ama ruhuma,uykuma,canıma...
Dokunmadan duramam ben, bir sana ama...


3 Temmuz 2014 Perşembe

.

Saçlarımda yine elleri.. Kirpiği saklı durur hala midye içinden çıkan incinin yanında, güzelce minikcik bir kutuda..
Güneşin batışını engelliyor bedenimden onlarca metre yüksek betonlar... Bir ben küçük kaldım bu şehirde, büyüyemedim.. Ağaç aksırttı,güneş eritti,yaprak düşürdü, kar yuttu beni.. Kaçamadım,büyüyemedim. Kasvet sardı bazen,bazen aşk.. "Çoklar" arasında kayboldum. Hala aynı şehirde devam ediyorum küçülerek nefes almaya.

5475

" Çok güzel yalanlar söyleyebilirim sana.Hepsi de fiyakalı olur" evet. 
Yalanlarımın olduğunu benden başka kimsenin bilmediği bir dünya yarattım kendime... Bi kendime ama.. Bin kelime,yüz bakışla..
Aldattım da.. Bi kendimi ama..
Sabit kalamadım hiç. Sabit bir rengim de olamadı. İki oldum hep,bazen üç.. Her adama, her kadına göre farklılaştı renklerim.. Denesem bile ya kırmızı geldi yanıma ya da sarı. Kalamadım hiç bir başıma.. 
Korkularım var benim. Börtü böcek,yarasa,karanlık gibi şeylerden ayrı.. Dokuz saatine üçyüzkırk biralık para harcadığım diplomalı kadının bile bilmediği korkular... Ölümden de ayrı.. 
Mızıka özlemindeyim. Akşamı gecesine uymayan saçma şehirde.. Özlemlerim oldukça öğreneceğim kalabilmeyi. Gitme - kalma meselesi beynime hep zararlı. 

19 Haziran 2014 Perşembe

Haziran Hüznü

Yenicik çıkan tatmalıklar.. Yeni masa, yeni yaz, yeni his... Eski tınılarla varlığım geri gelmişken uzun tahta ağızlığım ile çekiyorum nefesleri içime..Aşina olduğum şarkıların bedenimi ve ruhumu titreme hali... "Zaman düşer ellerimden yere..." Saçlarımda tek tel beyaz, yaşlanmanın belirtisi. Boyadım tabii gözüme vurduğu anda.Olsun biliyorum yerini. Aynada göz altımdan sonra bakındığım ikincil yer... Yaşlandım çok, bedenimin kaldıramayacağı şekillerde. Yaşlandırdı döner dünya beni.
"Saatler çalışır izinsiz hep bir sonraya.." 

29 Nisan 2014 Salı

Nisan'ın İlk Yağmuru

Sabah ezanına karşı içiyorum yatmadan önceki son sigaramı. Dirseğimde Kaju baskısı, üstümde süper kahraman kıyafetimle... Mutfak yalnız, aş yok ocakta.. Sabahın bilmem kaçı.. Tik tak sesler çocukluktan kalma saatten kulağıma dökülüyor... Aşk dolu günler geçirmeyeli yıllar olmuş. Ruhum hala genç ve taze.. Bedenimde yorgunluk belirtileri belirsede mutluyum ben böyle.

26 Mart 2014 Çarşamba

Öylesine

 Yerine koyamiyorum hiçbirseyi.Koyamadığım gibi durdukları yerden alamıyorumda.öylece kalakaliyor herşey alıştıkları yerlerde.Bense nefes alıp vermeye devam ediyorum mecburi.Bazen diyorum gideyim sonra şehrin aglamasina dayanamıyorum kalıyorum kaçıp saklandığim yerde.Beynimin dengesizliği saçlarımın uzamasını etkiledi.Karmaşık renklerden kurtulup siyaha dönmüştüm oysa ki...

15 Mart 2014 Cumartesi

Bar kafası yazıları 3 mayıs 2012

Saçlarım karışır saman kağıtlı deftere..Epeski dostlar dolmuş yoluna adım atarken.Dolunaya iki kala kalırım yapayalnız biten üç paket sigara paketi,yarı dolu bira,süresi biten görme merceğiyle..Kokularını alamadığım menekşeler etrafımı sarmışken,küfürler uçuşur yan masada...
Yaşlanma kavramımı eski dostlarla teyit  etmedim bugün.Yaşlanmıyorum ben,biz..
Teknoloji çalmadı daha..Mektup bıraktığım kişi döndüğüm şehre ayak basıp bira tüketeli çok oldu..Kurak şehirde,palmiyesizim...Resmini çizeceğim yüzler yok etrafımda.Uzayan saçlarım kaşındırıyor yüzümü..Biten sigaralar ilhamsızlığımın sonucu..Üşüme psikolojimi de geçireli çok oldu..
Görme derdindeyim.Yıkayabilsem mercekleri,görebilirim belki işaretleri...
Aynı anda kalemi ve ayağımı oynatmam işaret gibi aslında..Yaşça küçükler saçma şarkılar söyleyerek geçiyor masabaşımdam...Yaşça büyükler "bu kız ne yazıyor?"diye bakıyor bana..

5 Mart 2014 Çarşamba

Sevgili (!) Mart

İçi boş,koyu yeşil şişe karşımda.Kırmızı sıvılarla karıştırıp içtik afiyetle.
Bi yere - birine ait olma kavramını tartışıyoruz içimdeki kadınla.Aşk diyor varsa eğer kalırsın olduğun yerde.Yok diyorum,aşk olsa da kalamazsın nefes alamadığın zamanlar olur,ölüm gibi olur kimse ölmez ama olur..Hem aşk da ne?
Köpekler uluyor ezan sesine,korkudan.Sigaranın dumanı inatla tenime yapışıyor.Gözlerimi kapatıp dinliyorum şarkıyı,ağzımda tadımlık çikolatayla...
Bedenimi uzatıp rahat nefeslerle günleri geçirmeyeli çok olmuş.Bencilliğime merhaba..
Mazide tamamlanmamış ödev kalmadı herhalde...